Translate

Edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Temmuz 2021 Perşembe

 KLASİK TÜRK MÜZİĞİNDE FORMLAR



Muhammet KUDU  


Formlar eser biçimleri anlamına gelmektedir ve her müzik türünde olduğu gibi Türk müziğinde de kendine has formlar vardır. Çok zengin bir özü olan müziğimizin formları ayrıca bir inceleme konusu olup derinlik içermektedir. Bu yazı Türk müziği formları üzerine özet bir yazı niteliği taşımaktadır.

 Türk müziği formları önce ikiye sonra da yine kendi içinde ikiye ayrılmaktadırlar. 

1-Saz musikisi(Instrumental(enstrümantal) müzik)

2- Sözlü Musiki (vokal müzik)

   Bu iki gruptan sözlü müzik kendi içinde yine ikiye ayrılmaktadır;

A) Dini müzik

B) Din dışı müzik (la dini musiki).

    1-Saz Musikisi

  Yalnızca çalgılar için hazırlanmış ve yazılmış müzik türüdür. Sazı icra edene Sazende denirdi.

 a) Taksim: herhangi bir saz tarafından bir veya daha fazla makama gecki yapılarak, geçilen makamların tüm özelliklerini göstererek  yapılan, anlık ilhamdan beslenen icra türüdür. Usulü yoktur.  Eğer çok fazla makam dolaşılıyorsa bu tür taksimlere Fihrist Taksim denir.

Taksim üç çeşittir:

1-Gösteri  Taksimi: bir esere başlamadan o eserinin makamına kulakları alıştırmak için yapılan tek makamı içeren Taksim'dir.

2-Ara Taksimi: bir faslın ortasında of makamından başlayıp birkaç makam dolaştıktan sonra yine dolaşılan ilk makamda karar eden Taksim türüdür.

3: Geçiş Taksimi: bu Tahsin bir makamda başlayıp başka bir makamda kareden Taksim'dir. Ayrı ayrı makamlardaki eserler için bağlantı amaçlı kullanılır.

 b- Peşrev: kelime kökeni Farsça olup önde giden anlamına gelmektedir. Fasılların en başına çalınan saz eseridir. Her birine hane denilen kısımlardan meydana gelmektedir. Hanelerin sonunda nağmeleri karara götüren teslim veya mülazime denilen melodisi hiç değişmeyen bir kısım vardır.  Günümüzde teslim olarak isimlendirdiğimiz bu bölümün asıl adı mülazımedir.  Beşevler birahanedeki makamın adıyla anılırlar ve bu makama bağlı olurlar. Diğer hanelerde başka makamlara geç gelir yapılabilir fakat teslim yine ilk makamda olmalıdır. Genellikle haberin sonunda oha nede kullanılır makamın güçlü perdesi üzerinde yarım karar verilir. Eğer yarım karar hane sonunda değilse mutlaka hani'nin içinde verilir. Beşevler genel olarak 4 haneli derler az sayıda 2-5 ya da 6 haneli olanları da vardır. Beşevler genellikle büyük usullerle ölçülmüşlerdir. Bununla beraber küçük usullerle ölçülmüş olanları da vardır. Beşevler'de akşamüstü kullanılmaz. Bazı Beşevler bir saz ile bütün sazların karşılıklı soru cevaplı icrası için hazırlanmıştır. Bu gibi peşrevlere batak veya karabatak peşrevi adı verilir. Bazı peşrevler de 1 hane aynı zamanda teslimdir ve herhalde sonra çalınır.

C-Medhal: peşrev yerine kullanılan bir nevi kısa peşrev diyebileceğimiz bir saz formudur. Şeması A+B dir. Peşreve göre daha serbest bir formu vardır. Aksak olmayan küçük usullerle ölçülürler. Name bakımından beşevler'den farklılık gösterirler. Medhal XX. yüzyılın başlarında bulunup kullanılmaya başlanmıştır.

D-Saz Semaisi: Peşreve çok benzemektedir. Gerek hane teslim ilişkisi gerekse yarım karar tam karar yerleri bakımından tamamen peşrevler ile aynı kurallara bağlıdır. Ancak saz semailerinin ilk 3 hanelerinin 10/8 lik aksak semai usulü ile ölçülmek zorunluluğu vardır. 4 tane de uzun geçkisi yapmak da bir zorunluluktur. Saz semaileri  musiki  faslının en sonunda çalınır. 

E- Longa: yapı bakımından yine peşe benzemektedir. Ancak 5 evden daha serbest bir durumu vardır iki üç dört haneli olabilir. Teslimli veya teslimsiz olabilirler. Bir çeşit oyun havası dırlar ve çoğunlukla 2/4 lük nim sofyan usulü ile ölçülürler. Yürütme oynaktırlar. Yakın geçmişte Santuri Ethem efendi longalar ile ünlüdür.

F-Sirto: longaya göre daha serbest yapılı haneli veya hanesiz, son hanelerinde usul geçkisi yapılabilen ve çok yürük herhangi bir küçük usullerle ölçülmüş sirto isimli bir oyunu oynamak için yapılmış saz eserleridir. Özel ritimleri vardır. Bu ritim 8/8 Düyek usulüyle bestelenen sirto ların usule uygun bir ritmdir. Sirtolar çoğunlukla 2 haneden oluşur. Ağırdan başlayan kusur ikinci hanede hızlanır ki bu 2 haneye susta (yay) adı verilir. 

E-Oyun Havası: çok keskin bir şekli olmayan köyde ve kentte her çeşit oyunu oynamak için 2 3 4 5 6 7 8 9 10 zamanda usullerle ölçülmüş saz eserleridir ve oyun havaları daha çok folklorun konusu olmuştur.

H- Aranağme: şarkıların başında çalınan ve o şarkının makam ve usulünde öküz sayısı şarkı ile orantılı saz parçalarıdır.

İ- Koda: italyanca'da kuyruk anlamına gelmekte olan koda şarkıların sonunda çalınan bir tür aranağmedir.

     2- Sözlü Musiki

Çalgı eşliğinde veya çalgısız belli bir  güftenin  insan sesiyle ve melodi ile okunması için meydana getirilmiş makam veya makamlara bağlı usulü veya serbest eserlerdir. Birtakım biçimsel kurallara bağlıdırlar.

  1-Dini Formlar

A- Mevlevi Ayinleri: Mevlevi denilen kişiler namaz dışında bir çeşit ibadet daha yaparlardı. Bu ibadet dönerek yapılan ve Sema denilen bu ayinler müzik eşliğinde yapılırdı. Sema sırasında çalınıp söylenen müzik büyük musikişinaslar tarafından hazırlanmış özel bir şekli olan uzun ve bestelenmesi zor eserlerdir. Bir ayın meydana getirebilmek bestecilik de çok üstün olmayı gerektirir. Mevlevi ayinlerinde müzik eşliğinde yapmaları bu tarikatın yüzyıllar boyunca en büyük bestecileri yetiştirmesine ortam sağlamış ve bu yolla aynı zamanda Türk müziğinin en büyük bestecileri de tarikatların den çıkmıştır. Eski Mevlevi tekkelerini saray dışında ilk Türk konservatuarları olarak görebiliriz. Ayın denilen bu besteler her birine selam denilen dört kısımdan oluşur. Güfte genellikle Mevlana'nın şiirleri ne seçilir. Ayin sırasında dünen yani Sema eden dervişlere semazen çalan ve okuyanların oturduğu yere mutrip mutrib  daki müzisyenlere mutrib  heyeti neyi çıkanlara Neyzen kudüm vuranlara kudümzen aynı okuyanlara ayinhan ve nat okuyanlara Nathan denirdi. 

B- May: mevlevihaneler de ayinden önce bir kişi tarafından okunan ve peygamber efendimize veya Allah'a övgüler bulunduran Arapça Farsça Türkçe kasidelerin durak evferi ve Türk aksağı usulü ile bestelenmiş eserlerdir.

C-Durak: Yaradanı ululayan renk kaside tarzında yazılmış şiirlerin yalnızca durak evferi usulü ile ölçülmesi neden meydana gelmiş bir türdür.

D-Miraciye: Hz Muhammed'in miraç'a çıkışını anlatan ve nayi Osman dede tarafından bestelenmiş uzun ve değişik makam ve usul gençleri olan eserdir. 10 kısımdan meydana gelmiştir. Aslında daha uzun olan bu büyük eserin geri kalan kısmı unutulmuştur.

E- İlahi: dini ve tasavvufi duyguları dile getiren genellikle hece vezni ile yazılmış koşma tarzındaki şiirlerin bestelenmesinden meydana gelen bir türdür. Çeşitli küçük ve büyük usüller kullanılmıştır.

F-Şugul: Arapça ilahilerdir.

G- Nefes: Bektaşi şairlerinin hece vezni ile yazdıkları tasavvufi şiirlerin yine bektaş'ı aynı yerinde okunmak üzere beslenmesinden oluşmuştur. Küçük ve büyük usüller kullanılmıştır.

H-Tevşih: mevlit arasında okunmak üzere yazılmış sözleri Allah'ı ve peygamber'i yücelten ilahilerdir.

I-  Ezan: namaz vakitlerinde Müslümanların namaza çağırmak için camilerden okunan bir türdür.

J- Tekbir: bayram namazında topluca okunan bir türdür. Segah makamındadır.

  K: Temcid: kutsal gecelerde sabaha karşı minarelerden okumak için meydana getirilmiş bir türdür. Sözleri arapçadır.

Mevlid: Allah'ın yüceliği ve peygamberin onun elçisi olduğunu anlatan Süleyman Çelebi tarafından Mesnevi tarzında yazılmış şiirin ezgili olarak okunmasından meydana gelen bir türdür. Hz Muhammed'in hayatını da anlatmaktadır. Özel ve kutsal günlerden mevlithanlar tarafından usule bağlı olmayarak okunur.

 2-Din Dışı Formlar

   Dün dışı sözü Türk müziği eserlerinde dini duygular dışında aşk ayrılık Özlem vuslat çekilen üzüntüler kaderler tabiat güzellik felsefe psikolojik gurbet başlıca konuları ifade eder.

A-Kâr: Türk müziğinde din dışı sözlü eserlerin en büyüğüdür ve en sanatçısıdır. Bestecilerin sana tütün gösterdiği en büyük eseridir. Genellikle büyük bazen de aksak olmayan küçük usullerle ölçülmüş nelerdir. İçinde usul geçkisi olan kârlara Kâr-i Murassa denir. Bu türün sözleri genellikle Farsçadır ve beraber Türkçe olanları da vardır. 

B-Kâr-ı Natık: natik söyleyen gösteren ve bildirici anlamlarına gelir. Bir çeşit kârdır. Asıl kârdan farkı sözleridir. Köftesi mısra-i bir ilişki kurarak ayrı bir makam veya gusülden söz eder. Her mısra içinde geçen makam ve usulü de bestelerinin iş dolayısıyla her mısrada ayrı bir makam ve usule geçiş yapılarak eserin sonuna kadar gidilir. Besteciler zor olan bu eseri musikideki üstünlüklerini göstermek hem de makam usul geçtiği gibi müziğin önemli konularını öğrencilerini öğretmek için bestelenmişlerdir. 

C- Ağır Semai: klasik faslında ki yeri 2 besteden sonradır. Her anlamda beste'ye benzer tek farkı ağır semai lerin sengin semai ağır sengin semai aksak semai ağır aksak semai usulü lerinden biriyle ölçülme zorunluluğudur. Ağırbaşlı ve ciddi bir eser olan ağır semai melodik Yapı şeması ile aynıdır. Nakış ağır semai çeşidi vardır.

D: Yürük Semai: klasik fast'ın son sözlü eseridir ve her bakımdan beste ve ağır sema'ye benzer. Tek farkı Yürük Semai usulü ile ölçülmez zorunluluğudur. Melodi ve söz yapısı tamamen beste gibidir. Yürük Semai ellerinde nakış Yürük Semai şekilleri vardır.

E- Gazel: Saz müziğindeki taksim'in insan sesi ile olanıdır. Serbest okunur 24 veya daha fazla mısralı belli bir makam anlayışı içinde melodilerle söyleyerek sesle Taksim etmektir. Önceden hazırlanmamış olup icracı nın o andaki ilhamına bağlıdır. Buna irtical denir. Ğüfteden ayrı olarak araya of,aman, medet, ey gibi ünlemler de ilave edilebilir ama bunların fazlası hoş karşılanmaz. 

F- Şarkı: 4 5 6 8 10 12 mısralı kıtaların beslenmesinden meydana gelmiş Bir formdur. Genelde 10 zamanlıya kadar küçük usüllerle ve nadiren bazı büyük usullerle ölçülmüşlerdir. Ağır ve Yürük Semai lerden üslup ve gidiş bakımından çok farklıdırlar. Şarkıların üstünü büyük formdaki esere göre daha hafiftir. Şarkıların 1. mısralarına zemin  denir. Şarkının bağlı olduğu makamda seyredilir. İkinci mısra yani nakarat nağmelere güçlüden durak perdesinde götürür ve durak perdesinde tam kararla sonuçlanır. 3 mısra yani miyanda başka bir makama geçmek adet olmuştur. 4.  mısra ikinci mısra'nın bestesi ile okunur ve durak perdesinde tam karar yapılarak son bulur. 

G-Köçekçeler: genellikle aynı makamda Yürük hareketli şarkı ve türkülerin uzun kararnamelerle birbirine bağlanmasından meydana gelmiş aynı zamanda tarihteki Çengi ve köçek takımlarının oyun oynamaları için düzenlenmiş bir müzik türüdür. Küçük şeylerde şarkılar ve türküler genellikle kendi yapıları ile kullanılmıştır. 

J- Türkü: şehir dışında köy kasaba yaylada oturan halkların bağlama cura divan sazı zurna davul darbuka kaval kemençe kabak kemane gibi müzik enstrümanlarıyla çalıp söyledikleri kendine has yöresel özelliklere sahip olan sözlü müziktir. Anonim olup sözler halk edebiyatından alınmıştır. Sözler hece vezniyle yazılmış şiirlerdir. Şehirli besteciler türküleri çokça taklit etmeye çalışmıştır.

   

 KAYNAKÇA: İ. HAKKI ÖZKAN ( Türk Musikisi nazariyatı ve usulleri)

Mevlevi ayinleri(ist.bel. kons.neş. 1,2,3, 1931/1933)

Türk musikisi ansiklopedisi, (Cilt 1,2,3, Yılmaz Öztuna,ist.1969/1976)

16 Aralık 2020 Çarşamba

Abdulhamid Süleyman Çolpan




Emine Naz GÖZÜKAN

Güzel Türkistan sana ne oldu?
Seher vaktinde güllerin soldu,
Çemenler berbat kuşlar hem feryat,
Hepsi bir mahzun, olmaz mı dil şad?
Bilmem niçin kuşlar ötmez bahçalarında?
Birliğimizin sarsılmaz dağı,
Ümidimizin sönmez çerağı.
Birleş ey halkım, gelmiştir çağı,
Bezensin şimdi Türkistan bağı.
Davran halkım artık yeter cevr-ü cefalar.
Bayrağını al, kalbin uyansın,
Kulluk, esaret kâmilen yansın.
Kur yeni devlet düşmanlar ürksün,
Yüce Türkistan ayağa kalksın.
Yayıl yeşer öz vatanının gül bağlarında


       Esaret altında yaşayan bir milletin aydın bir ferdi olan Abdulhamid Süleyman Çolpan 1893 yılında Andican'da doğdu. Özbek edebiyatının önde gelen temsilcilerindendir. Asıl adı Abdulhamid Süleymanoğlu olup Çolpan ise onun genel olarak eserlerinde kullandığı mahlasıdır. Onun şiirlerinde Çolpan mahlasını kullanmasının nedeni Çolpan Yıldızının yol gösterici özelliği olduğu düşünülmektedir. Babası Süleymankul Molla Muhammed Yunusoğlu da devrin tanınmış eğitimcisi ve bilim adamıdır. Türk lehçeleri başta olmak üzere Rusça, Arapça ve Farsça bilmektedir. Fikirlerinin temelinde Ceditçilik olgusu yatmaktadır. Zira Ceditçilik hareketinin ileri gelenlerinden Gaspıralı, Behbûdî ve Kaarı'nın fikirlerinden etkilenmiştir. Oyġanış (Uyanış), Bulaklar (Pınarlar), Tan Sırları, Koşuklarım (Şarkılarım) ve Saz adında beş şiir kitabı bulunan Çolpan ilk yazılarını da Sada-yı Türkistan, Sada-yı Fergana ve Türkistan Vilayetinin Gazeti gibi yayın organlarında çıkarmıştır.

     Sovyet rejiminin uyguladığı politikalar 75 yıllık çağdaş Özbek Şiirin kaderini değiştirmişti. Sovyet rejiminin 1917 ihtilalinin ardından 1924 yılına kadar olan süreçte Türkistan'da halkın milli bağımsızlık hareketleri kanlı bir şekilde bastırmış ve Türkistan'ı 5 ayrı devlete böldükten sonra oralarda komünizmi yerleştirmek adına edebiyatı propaganda aracı olarak kullanmıştır. Rejim baskı yolu ile Türkistan yazar ve şairlerine ''Proleterya Edebiyatı'' adı altında rejimi övücü eserler ortaya çıkarttırdılar. Buna uymayan yazar ve şairleri de ''Sovyet ve Halk Düşmanı'' olarak nitelediler.

         Özbek şairi Abdulhamid Süleyman Çolpan hayatı boyunca Sovyet baskısına maruz kalmış ama bütün bu baskıya rağmen sanatını sergilemekten asla vazgeçmemiştir. Sovyetlerin Türkistan Türklerine uyguladıkları baskı, halkın gördüğü işkenceler, esirlerin durumu şiirlerinde Çolpan'ın şiirlerinde aktarılanlar. Çolpan'ın şiirlerinde bahsedilen diğer husus da halka aşılanmaya çalışılan yüksek milli şuur olmuştur. Şiirlerinde ele aldığı konularda milli duyguları uyandırmaya, hürriyet fikrini ateşlemeyi hedeflemiştir. Şiirlerinin barındırdığı duygular neticesinde Sovyet rejiminin dikkatini çeken Çolpan rejim tarafından sorguya çekilmiştir. Daha sonra Özbek halkını harekete geçirmeye çalışmak, Sovyetleştirilmelerini engellemeye çalışmak ve Özbek milliyetçilik yapma suçlarından 1934 yılında tutuklanıp birkaç zaman sonra serbest bırakılmış olsa da 14 Haziran 1937 tarihinde Özbek milliyetçiliği yaptığı doğrultusunda Sovyet rejimi tarafından tutuklanıp ''Halk Düşmanı'' olarak nitelendirilip 4 Ekim 1938 tarihinde kurşuna dizilmiştir.


                                           Kişen

                 Kişen, gevdemdegi izler bukün hem ketgeni yoktur
                  Temir barmaklarının dağı, bütkül ketgeni yoktur!
                  Ne müdhiş, ne savuk-menhus, ne kızganmas kuçağın bar!
                  Beşer tarihinin her safhasında kanlı dağın bar!
                  Yumulmuş közlerinin her biri bir elni kahreyler,
                   Fakat bir barlığındır kim, bütün barlıknı zehreyler!
                   Kulup birlen senin erkinde köp yıllar kalup kittim…
                   
Fakat her tebrenişten kurtuluşlıknı ümid ettim.
                   Kişen! Gevdemdeki dağın henüz hem bitkeni yoktur!
                   Fakat bütkül kutulmakga ümidim emdi artıktır!...



Kaynak: TRT Avaz

Youtube: https://www.youtube.com/watch?v=Bhpwc4o0jc4

Kaynakça: İçel, Hatice . "ÇOLPAN'IN ŞİİRLERİNDE ÖZGÜRLÜK ÖZLEMİ VE ÇOLPAN YILDIZI İMGESİ". AKRA Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi 7 / 17 (Ocak 2019): 135-147 . https://doi.org/10.31126/akrajournal.491141

Şenol, Musa , Yeşi̇lçi̇çek, Vedat . "ÇOLPAN VE JUMABAYULI’DA ANADOLU KURTULUŞ SAVAŞI’NIN YANSIMALARI". Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi 5 / 2 (Haziran 2005): 267-276 .

Yeşilçiçek, Vedat , Şenol, Musa. ''TÜRK DÜNYASI ZİRVE ŞAİRLERİNDE BAĞIMSIZLIK TEMASI''. Uşak Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi (2009) 2/1, 88-99

Kocaoğlu , Timur . " Çağdaş Özbek Şiiri  ". Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi / 1 (Şubat 1996): - .


10 Aralık 2020 Perşembe

Doğu Karadeniz Kemençesinin Gerçek Fatihleri Ve Ana Eserleri

            



Muhammet KUDU

Sadri Ali'nin Hikayeciliği ve Biyografisi





                                                                      Melek KORKMAZ

                                                                                             


                                          

İstanbul Sultanisi’ni 1914 yılında, Darülfünun (İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi) Felsefe Bölümü’nü 1920 yılında bitirmiştir. Ankara Sultanisi Muallimliği, Ankara Daru’l-Muallimin Hukuk ve İktisat Muallimliği, Kuleli Askeri Lisesi Musahabatı Ahlakiyye ve İçtimaiyatı, İstanbul İmam Hatip Mektebi Ruhiyat ve Ahlak, Edebiyat ve Kitabet, Kadıköy Kız Orta Mektebi Tarih ve Coğrafya, Gaziosmanpaşa Orta Mektebi Tarih ve Coğrafya, Kadıköy Lisesi Tarih ve Gazi Terbiye Enstitüsü Felsefe ve İçtimâiyyat Muallimlikleri, Dahiliye Vekaleti Matbuat Umum Müdürlüğü Müşavirliği, Gazetecilik, Tercüman-ı Hakikat ve Tanin Gazetesi Yazarlıkları, Yazarlık, TBMM VI. ve VII. Dönem Kütahya Milletvekilliği yapmıştır.lk öyküsü 1917 yılında yayımlanmıştır (Genç Yolcular). Edebiyata asıl yönelişi 1928’den sonradır. Konularını toplumsal sorunlardan çıkardığı, gözlemden çok kuramsal bilgilere dayanan ve bir tez çevresinde gelişen yapıtlarıyla gerçekçi Türk edebiyatının ilk temsilcilerinden sayılır.

Öykü 

  • Silindir Şapka Giyen Köylü (1933)

  • Bacayı İndir Bacayı Kaldır (1933)

  • Korku (1934)

  • Bay Virgül (1935)

  • Bir Şehrin Ruhu (1938)

  • Bacayı İndir Bacıyı Kaldır (1939)

Roman

  • Çıkrıklar Durunca (1931)

  • Bir Varmış Bir Yokmuş (1933)

  • Düşkünler (1935)

  • Yol Arkadaşları (1945)

Anı-Gezi

  • Sovyet Rusya Hatıralarım (1932)

  • Bir vagon penceresinden (1934)





HİKAYECİLİĞİ 

Sadri Ertem, yeni kurulan bir devlette yeni ortaya çıkan sınıfları savunmaya çalışırken, son derece mekanik ve şematik bir şekilde sömüren/sömürülen işveren-ağa/köylü-işçi ilişkisini anlatır.  Marksist öğreti denöğretiden yola çıkarak bir anlamda hikâyelerini, bahsettiği sınıflar arasındaki mücadelenin aracı sayar. Ve bu doğrultuda şahit olduğu hayatı değiştirmeyi ilke edinir. Marksizm, burjuvanın, ağanın, yabancı sermayedarın karşısına proletaryayı, geniş halk kitlelerini koyarken, Ertem ve gelenek içindeki diğer isimler edebiyatta kapitalizmin karşısına toplumcu gerçekçiliği koyar. Ertem hikâyelerinde toplumsal yapıyı sorgularken süslü, ağır cümleleri kullanmadan, yalın ve herkesin anlayacağı bir dille, edebi söylemden ziyade ideolojik söylemi ön plana çıkarır. Çünkü Ertem ve toplumcu gerçekçilerin amacı,edebi sanatlarla estetik kaygılarla bir eser yaratmak değil halkı aydınlatmak, eğitmek ve ideolojik bilinci oluşturmaktır.
İlk öykü denemelerine 19129 yılında Genç Yolcular DersindeYolculardersinde başlamışsa da öykü çalışmalarını 1928 yılından sonra yoğunlaştırmıştır. İlk öykülerinde insan ilişkilerinin maddi çıkarlar üzerine kurulduğunu çok belirgin bir tez olarak yineleyen Sadri Ertem “Silindir Şapka Giyen Köylü” ve “Bacayı İndir, Bacayı Kaldır” adlarını taşıyan ilk iki öykü kitabında köylü-mütegallibe, yabancı sermaye-yerli halk, işçi-patron, din sömürücülüğü, laik rejim gibi çatışmaları öykü kişilerini dikkate almadan, bir propaganda malzemesi olarak kullanır. Bunlarda gazeteciliğinden gelme
alışkanlıklarıyla gözlemlediği olayları herhangi bir kurguya gerek duymadan öykülerine aktarmış olduğu izlenimini verir. “Korku” adlı kitabından itibaren şiirlerindeeserlerinde biraz daha edebi olma çalışması görülür. 
Bir Şehrin Ruhu”nenda ise mekânı, olayları ve kişileri dikkatli bir gözlemle betimlemesigözlemlebetimlemesi ve çözümlemesiyle öykücülüğünün en başarılı noktasına ulaşır. “Çıkrıklar Durunca” kimi eleştirmenlerce Türk edebiyatında toplumcu gerçekliğin öncülerinden sayılır.



KAYNAK  : https://docplayer.biz.tr/108282007-Folklor-edebiyat-folklore-literature-halkbilim-psikoloji-antropoloji-sosyoloji-tarih-dil-ve-edebiyat-dergisi.html

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/543082

https://tr.wikipedia.org/wiki/Sadri_Ertem ( Biyografisi Wikipedia adresinden alınmıştır. )

Resim : https://tr.wikipedia.org/wiki/Sadri_Ertem

 


İZLE BUTONUNA TIKLA ABONE OL ! Yazılarınızı E-posta Adresimize Gönderebilirsiniz.